ben
hayatın neresindeyim? hayat benim neremde? ne oluyor da ben anlamıyorum? ve ne olacak? iyi olsun. iyi ne demekse?
hayatın neresindeyim? hayat benim neremde? ne oluyor da ben anlamıyorum? ve ne olacak? iyi olsun. iyi ne demekse?
Gönderen
marla
zaman:
9:03 ÖÖ
2
commentasyon
paralel iki doğrunun sonsuzda kesişmesini beklemek gibi...
Gönderen
marla
zaman:
10:42 ÖÖ
0
commentasyon
olmuyo. dayanamıyorum. yapamıyorum. yaptıklarım olmuyo. ellerim acıyo. ellerim kesiliyo. herşey ağır geliyo. ağzım teneke gibi. vermiyo. tat vermiyo. içim dökülüyo. kendimi hissetmiyorum. yeter amına koyiym. yeter.
Gönderen
marla
zaman:
1:36 ÖÖ
0
commentasyon
sadece küçük bi yardım. aklımı kaçırmamam için. kendime gelmem için. ve bi cinayet işlememem için.
çok yavaş ölüyorum. ve çok acı çekiyorum.
biterken ünlü "son defa" çalıyor ama bitmiyor.
Gönderen
marla
zaman:
11:32 ÖS
0
commentasyon
seni hayatımın sonuna kadar seveceğimi söyledim. şimdi herşey böyle olduğuna göre, şimdi herşey böyle anlamsız olduğuna göre, hayatımın sonu bugün o zaman.
hayatıma giren herkese söyleyecek tek bir söz: hoşçakal.
ne olduğumu, nasıl olduğumu, ne hissettiğimi hiçbir zaman anlatamamış olmanın ağırlığıyla.
ve ilk defa hayalini kurup kavuşamadığım tüm güzel şeylere: hoşçakal.
istedim ki iyi olsaydı. olamadı. ama artık beklemek zamanı yok. ve kimse de yok. içimdeki hafiflikle uçmaya çalışan ağırlığa selam çak.
koşmak istesem de güç yok içimde. o yüzden sadece durmakla yetinmenin başarısızlığı. ama başarısızlık tek benim değil. herkes başarısız. görürsünüz.
belki birgün rüyanda görürsün beni. bi hikaye orda anlatırsın bana ve ben de bi rüyaya dalarım. senin bana sarıldığını görürsen çok sevinirim. o hayatta en sevdiğim şey çünkü.
madem ki artık beni sevmiyorsun. ben gidiyorum. çok uzun yolum var. neyse ki yürümek zorundalığım yok. ben seni seviyorum. hayatımın sonuna kadar. ve gidince orda da seviliyorsa, orda da o zaman. hoşçakal.
biterken "love me tender" çalsın.
Gönderen
marla
zaman:
3:18 ÖS
0
commentasyon
vapurda camlar buğulanmıyor artık. birinin işiymiş bu şimdi. buğuları siliyor o biri. artık ellerimizi kirletmemize lüzum yok bunun için. çünkü biri bunu bizim için yapıyor artık. bize kalan sadece camdan dışarı bakmak. peki daha iyi mi şimdi? dışarıyı daha net görmek daha mı iyi bizim için? ne var ki görecek? ya da tam olarak bakmak istenecek? belki bir de, kim bakıyor ki gerçekten?
elimi kirletip ona bakmak isterdim ben galiba. ama tam emin de değilim.
maaşı ne kadardır acaba? hem, hep vapurdasın.
ama sen yoksun. bunu seninle görmedik. ve yine bunu gördüğümü sana söyleyemeyeceğim. üzgünüm.
yaşasın ido.
biterken "emre aydın/ihtiyacım var sana" çalıyordu.
Gönderen
marla
zaman:
5:24 ÖS
0
commentasyon
insan yorulur şehirde. o yüzden dinlenecek yerler uydurur kendine. ama sadece bedeni yorulmaz. insanın ruhu da yorulur şehirde. o yüzden dinlendirecek bedenler arar kendine. ve insan çok yorulduğunda, artık dinlenecek yeri aramaya bile mecali kalmadığında, ölür şehirde.
Gönderen
marla
zaman:
12:03 ÖS
0
commentasyon
şimdi bütün dünyadaki çiçekler solduğuna göre bahçıvanlık mesleğini de pandalarla seviştirmeye çalışmanın zamanı geçmiş demektir.
ve bütün kadınlar su istemeyebilir. yalnızca biraz bira. yalnızlık ebedi.
biterken "it's now or never" çalıyordu.
Gönderen
marla
zaman:
1:59 ÖS
0
commentasyon
==========
ön bilgi:
dün
osmanlı imparatorluğu zamanında, şehir içi kara toplu ulaşım tesisi ile ilgili olarak
1. azapkapı – galata – beşiktaş - ortaköy hattı
2. eminönü – divanyolu – beyazıt - aksaray hattı
3. aksaray – samatya - yedikule hattı
4. aksaray – topkapı hattı
1870 yılının ilk aylarında başlanan çalışmalar, 1872 temmuz'unda tamamlanarak ilk tramvay hattı olan azapkapı-beşiktaş tramvay hattı hizmete girmiştir. daha sonra, aralık 1872 tarihinde işletmeye açılan 2. büyük hat eminönü-aksaray hattı, 1873 yılında hizmete açılan aksaray -yedikule hattı ve1874 yılında hizmete giren aksaray-topkapı hattı takip etmiştir. bu arada 1860'lı yıllarda galata bölgesinde, ticari faaliyetlerin giderek artması nedeniyle, karaköy'den pera'ya çıkış amacıyla bir "iner-çıkar" asansör yapma fikri doğmuştur. karaköy'den pera'ya yegâne çıkış yolu olarak kullanılan yüksek kaldırım günde 40.000 kişinin muhatap olduğu bir yoldu. bu sebeple çalışmalar hemen başlatıldı.
ayrıca o dönem hizmet veren iki katlı tramvaylar da mevcuttu. 1881 mukavelesi beraberinde bazı gerçekleri de ortaya çıkarıyordu. tarihi yarımada içinde yaşayan halka sunulan hizmetler farklılık gösteriyor, çağdaşlaşma çabalarında galat yakasına yine öncelik tanınıyordu. yani tramvay hatlarının dağılımında nüfus yoğunluğu dikkate alınmıyor, kentin seçkin nüfusuna hizmet götürme eylemi dikkat çekiyordu. sözleşme sonrasında 3 yeni güzergah daha yapılmasına karar veriliyordu.
1-galata-şişli hattı:
2-galata-tatavla hattı: 1885 yılında işletmeye açıldı.
3-eminönü-eyüp hattı: o dönem için çok büyük bir istimlâk bedeli gerektirdiğinden proje gerçekleştirilemedi.
1912 yılında başlayan balkan harbi ile harbiye nezareti elindeki at ihtiyacının yeterli gelmemesi üzerine istanbul'da hizmet veren tramvayların tüm atlarını satın almıştır. böylece istanbul yaklaşık 1 yıl tramvaysız kalmıştır. bu bir bakıma faydalı olmuş, avrupa'da çoktan çalışmaya başlamış olan elektrikli tramvayın istanbul için de kaçınılmaz olduğu fikri iyice yaygınlaşmıştı. 1911 yılında tramvay vagonlarının elektrikle çalıştırılması ile ilgili sözleşmenin dersaadet tramvay şirketi ile osmanlı devleti arasında imzalanması ile istanbul'da elektrikli tramvay devri başladı. şubat 1914 'de inşaatı tamamlanan santral binası, bu tarihten itibaren tramvaylara ve tüm tesisatlara elektrik vermeye başlamıştır. 1928 yılında ise üsküdar-kısıklı hattı ile anadolu yakasında başlamıştır. 1936 yılında istanbul caddelerinde şık görünümlü yeni tramvaylar görülmeye başlanıyordu. genelde şişli-tünel, şişli-beyazıt ve harbiye-fatih hatlarında çalışmaya başlayan bu tramvayların havalı kapıları tramvaylar duraklara gelip durduğunda açılıp kapanıyordu. şehirlerin büyümesi ve ihtiyaçları doğrultusunda yeni tramvay hatlarının yapılması sürdürülmüş, 1950'li yıllarda istanbul içerisindeki tramvay hattı uzunluğu
(bahsedeceklerimle alakalı olarak) bugün
zeytinburnu – kabataş arasında hizmet veren tramvay hattının sirkeci-aksaray – topkapı bölümü 1992 tarihinde, topkapı - zeytinburnu bölümü mart 1994 ve sirkeci – eminönü bölümü ise nisan 1996 tarihinde hizmete açılmıştır. bu çalışmalar kapsamında deniz ulaşımı ile raylı sistemleri entegre edecek proje olan taksim - kabataş funiküleri üzerinde yoğunlaşılmış ve

istasyon sayısı: 24
araç sayısı: 55
sefer süresi: 42.5 dakika
işletme saatleri:
günlük yolcu sayısı: 195.000 yolcu / gün
günlük sefer sayısı: 385
sefer sıklığı: pik saatte 5 dak
==========
ön bilgiden sonra:
servisi kaçırdığım zamanlarda işe ulaşmak için harcadığım yolculuk saatlerimin bir kısmında kabataş - zeytinburnu arasında çalışan "hızlı" tramvayı kullanıyorum.
anlayamadığım noktalar var. bunlardan birincisi, sevgili istanbul büyükşehir belediyesi (ki bu yazıda "sibb" olarak anılacaktır) çalışanlarını ve hizmet verdiklerini dondurmak adına elinden geleni ardına koy(a)mayacak bir hizmet bilinciyle mi çalışmaktadır? tramvay o kadar soğuk ki ağustos ayında giyilebilecek kıyafetlerle içinde durduğumda morarıyorum.
ikinicisi, sibb bu kadar çok çalışarak sunduğu bu hizmeti neden doğru seçememiş? trafikle aynı aksta giden tramvay, tıpkı otomobiller ve diğer motorlu taşıtlar gibi kırmızı ışıkta durmakta, yeşil ışıkta geçmektedir. hani raylı sistem? hani "hızlı" tramvay? neden işe daha hızlı gidemiyorum? neden hızlı gidemiyorum en azından?
üçüncüsü, duraklar o kadar sık ki, sibb'nin de yukarıda belirttiği üzere 24 adet, daha bir duraktan yeni kalkmışken o irite edici dingdong akabinde teyze yeni durağın adını söylüyor. ve böylece yolculuk uzadıkça uzuyor.
dördüncüsü, oturma grupları. en çözemediğim ise neden durakların hemen her birinde farklı oturma elemanlarını bulunduğu. banklar falan? nedir onlar anlayamıyorum. hele hele o kitap (!) şeklindeki tuhaf şeyleri tanımlayamıyorum bile. bir de dümdüz olanlar var, insanın ne oturabildiği ne sadece yaslanabildiği, sanırım karaköy'deki tek örneği değildir (note to self: bunları da bi araştırmalıyım, resimlerle belgelemeliyim).
peron ebatından bahsetmeyeceğim çünkü onların farklılaşmasının nedenini anlayabiliyorum, o kadar da değilim. fakat yine de anlayamadığım bir yer var o da topkapı'daki durak. tramvayın yanlış hatırlamıyorsam, araç yolunun altına girdiği nadir yerlerden biri. fakat hat altından geçtiği köprünün ayaklarına öyle bir teğet geçiyor ki sanki yüzümü çarpacakmışım gibi geliyor. yeri geldiğinde peronlar tek kişinin bile zor yürüyebileceği biçimde dapdar (!) yapılıyorsa burası neden düzeltilmemiş? imkansızmışsa söylesinler lütfen, zira ben korkuyorum ordan geçerken.
beşincisi, tramvayların içindeki tuhaf koku. hijyen amaçlı mı yoksa sadece kötü mu kokuyor? merak ediyorum.
sibb, teşekkür ederim, çalışıyorsun. ama boşa çalışmamak lazım. yani bence en azından.
Gönderen
marla
zaman:
3:45 ÖS
0
commentasyon